Ankara

Türk kadını, hürriyetini dans etmek, tırnaklarını boyamak ve Rua de la Paix’nin kanunlarına esir bir kukla olmak için değil, yeni Türkiye’nin kuruluşunda ve kalkınışında kendisine düşen ciddi ve ağır vazifeyi görmek için isteyecekti, kullanacaktı. Ve Türk erkekleri, garplılaşma hareketini, Tanzimat beyinin garpperestliğiyle, alafrangalılığyla bir ayarda tutmayacaktı.

Milliyetçi Türk garpçısı için garpçılığın en karakteristik vasfı garplılğa Türk üslubunu, Türk damgasını vurmaktır. Şapka bize hakim değil, biz şapkayachakim olmalıydık. Garplılaşma muayyen bir hayat prensibidir. Bu prensip, ancak, milli isteğin, milli kültürün ve nihayet milli ahlakın hizmetçisi, emirberi olmak şartiyledir ki yaratıcı ve kurucu rolünü ifade edebilirdi. Garplılık namına Garbın “vico” (kötü)lerini almakta, yarın öbür gün Garp medeniyetinin yıkılıp çökmesine sebep olacak unsurları bu taze, arı vatan topraklarına taşımakta ve aşılamakta ne fayda vardı? Biz garp namına Garpta hüküm süren çürümüş bir sınıfın istihlak ve istihsal (tüketim ve üretim) şartlarını kendimize tatbike uğraşmaktayız. Tıpkı tehlikeli bir ilacı kendi kanına aşılayan bir ilim fedaisi gibi. Fakat, bu korkunç tehlikenin sonunda bari bir büyük hakikat ayan olsaa… Hayır, bu korkunç tehlike, Selma anım’ın evindeki lüks kadar, bu caddenin ortasındaki lambalar kadar faydasız ve beyhudedir. (S.135-136)

Hani bazı dinler vardır ki, müfessir ve müçtehitlerinin çokluğu yüzünden mana ve mahiyetini değiştirir; işte bizim inkılabımızın başına da böyle birşey gelmektedir ve bizim ıstırabımızın sebebini burada aramak lazımdır. (S.143)

Trackback URI | Comments RSS

Yorum yazın